REHBERLİK

VELİLERE ÖNERİLER

SAYIN VELİ; 

Yaşamda herkesin başkalarının yardımına ihtiyac duyduğu dönemler vardır. Bunu çekinilecek bir olay ya da olumsuz bir durum olarak kabul etmemek gerekir. Güvensizlik, arkadaşlık, cinsiyet, ruh sağlığı gibi durumlar insanı zaman zaman rahatsız eder. Bunlara benzer başka sorunlarda eklenebilir. Bütün bunlar insanı mutsuz kılar, verimli çalışmayı engeller, yaşamın temellerini eksik oluşturur. Okul çağında, özellikle de çocuğunuzun birden bire değiştiği ortaöğretim çağında bu gibi durumlarla sıklıkla rastlayabilirsiniz. Yaptığımız test ve anketlerde, öğrencilerimizin genel görüş bildirimlerinden elde ettiğimiz sonuçlar bizi bu noktalarda siz sayın velilere bazı öneriler getirme fikrini oluşturdu. Bu dönemdeki çocuklarımızın arkadaşlarına ve öğretmenlerine olduğu kadar siz sayın velilerden de yadım ve destek ihtiyaçları vardır. Gerek aile ve gerek okul eğitimi için gereken en önemli ilke SEVGİ dir. Çocuğa karşı gerçek ilgi ve sevgi göstermek iyi bir eğitim ortamının en önemli koşuludur. Yapılan araştırmalarda; çocuk sevdiği kimsenin ya da kendisi ile ilgilenen kimsenin, ona sevgisini verebilen kimsenin güvenini yitirmemek için; onun hoşuna gidecek davranışlarda bulunacak, kendini sürekli yenileyecek ve onu örnek alacaktır. Böylece davranışlarını geliştirir, zamanla kişilik çatışmasından kurtulur güven hissetmeye başlar. Bu nedenle; evde anne-baba, okulda öğretmenler çocuğun duygusal güvenini kazanmasına önem vermek zorundadırlar. Çocuğunuzla sağlam bir ilişkinin temeli KAYITSIZ ŞARTSIZ SEVGİ dir. Ancak böylesi bir sevgi, çocuğunuzdaki potansiyeli tam olarak ortaya koymasını, çocuğunuzdaki davranışların tam olarak anlayabilmenizi, yaramazlıklarınahırçınlıklarına karşı tutumunuz yolunu çizmenizi, sevgisizlik-güvensizlik-başarısızlık nedenlerini belirlemenizi sağlar. Sevgi, sizin ve çocuğunuzun hangi noktalarda olduğunu, disiplin dahil her alanda ne yapmanız gerektiğine işaret eden göstergeler oluşturacaktır. Eğer sevgi olmasaydı; annelik ve babalık insanı çaresizliğe sürükleyecek bir yük haline gelirdi. Çocuğunuzu sevgiden ve sevgi göstergelerinizden mahrum bırakmayın. Her ortamda ve herfırsatta sevginizin-desteğinizin varlığını hissettirin. Bu sayade gerekli sabrı ve çaresizlikten doğan rahatsızlıklarınızın çıkışlarınıda bulabilirsiniz. 

08 Şubat,2016-Perşembe

VERİMLİ DERS ÇALIŞMA PANOSU

08 Şubat,2016-Perşembe

1. SINIF ANNE BABASI OLMAK

Birinci sınıf anne babası olmak zor iştir. Sabır ve emek ister. Çocuklar önce eline kalem alırlar. Daha doğru düzgün tutamazlar bile. Sonra eline kalemi verir, düzgünce tutmayı gösteririz. Tabi sadece kalemi tutması yetmez defter üzerinde nasıl yazacağını gösteririz. İlk başta bunları bile zor yapar çocuklar. Tabi her çocuk bir olmaz; bazısı hemen eline alır karalamalar yapmaya başlar. Hemen aferin benim kızıma,oğluma deriz. Bazı ise defalarca uyarmamıza, göstermemize rağmen kalemi düzgün tutturması günler bile alabilir. Çocuğun gelişimiyle ilgili tabi ki bunlar. Bazı çocukların el kasları henüz pek güçsüzdür, zorlanırlar baya..Anne, babalar bu durumda çok kızarlar çocuklara. "Kızım, oğlum kaç defa dedim sana kalem öyle tutulmaz" diye... daha sonra karalama yaptırmaya başlarız . Elleri iyice alışsın kaleme deftere diye. Düzensiz çizgi çalışmalarıyla devam eder, sonra artık yavaş yavaş harflere benzer şekiller çizdirmeye başlarız, düzenli çizgi çalışmaları yani. Çocukların bazıları yine pek beceriklidirler hevesle yaparlar bunları ve de pek bir güzel. Anne babalar yine mutlu tabi. Yapamayanların anne babaları ise yine başta güzel güzel tekrar tekrar ellerinden tutarak yazdırırlar büyük bir sabır gösterirler. Sık sık öğretmenle görüşürler. Ya kendileri yardım istemek için gitmiştir ya da öğretmen çocuk okulda yapamıyor diye velisini çağırmıştır. Veli öğretmene, öğretmen de velisine dert yanar yapamıyor diye. Yani sık sık öğretmen -veli görüşmesi yapmaları gerekmektedir. Öğretmen neler yapılabileceğini daha iyi bilmektedir tabi. Veliyi yönlendirir. Nasıl çalıştırılması gerektiğini, eksiklerinin neler olduğunu söyler. Veli de evde çocuğuna bu konularda yardım eder. Velilerimiz çocukları okuma yazma öğrenirken her zaman yanında olmak, onlara yardımcı olmak isterler. Okula başlayan minikler ve velilerinin ilk karşılaştığı sorunlardır bunlar.

Birinci sınıfta tabi ki sadece bu sorunlarla karşılaşmıyor velilerimiz. Şimdiye kadar yazma boyutuna baktık; bir de okuma boyutu var. Verilen her ses önce hissettirilir, sesin söylenişi verilir. Sonra yazılışı gösterilir. Çocuk sesi hem yazabiliyor, hem de sesi okuyabiliyorsa tanımıştır sesi. Çocuklar sesleri birleştirmeyi kavradıklarında her şey çok kolay oluyor. Hemen olmuyor bunu kavramaları ilk verdiğimiz seslerde epey zorlanıyorlar, anlayamıyorlar. Velilerimiz burada çok telaşlanıyorlar. "Benim çocuğum sesleri okuyor, yazıyor ama birleştiremiyor. Ne yapmalıyım? " Önce çocuğa patlıyorlar "Kızım, oğlum kaç defa söyledim. Hala niye okuyamıyorsun? Daha şimdi söyledim ya bu ele diye... Bu örnekler uzayıp gider. Çocukta okumak ister tabi ki ama elinde değildir ki. Bu durumda onu azarlamak hiçbir işe yaramaz. Çocuğu okumaktan soğutur bazen bu sözler. Peki ne yapacak anne ve babalar. Sabırlı olup tekrar tekrar, ara ara okutmaya devam edecekler. Belki de ilk hafta olmayacak, başaramayacak, siz yine dert yanmaya devam edeceksiniz. Ama öğretmen diğer sesleri öğretmeye devam edecek. Her sesin öğretimine sınıf seviyesine göre belli bir zaman ayırdıktan sonra diğer bir sesi verecek. Siz daha çok telaşlanacaksınız büyük olasılıkla ama merak etmeyin çocuklar bir yandan yeni sesi öğrenirken, diğer yandan da eski öğrendiklerini yapılan çalışmalarla sürekli tekrar edecekler. Hem eski hem de yeni öğrenilenler tekrar edildikçe pekişecektir İşte yapılan bu tekrarlarda bir bakacaksınız ki çocuğunuz geçen gün okuyamadığı sözcükleri artık okuyor. Çünkü zamanla çocuklar bu birleştirme işinin mantığını kavrayacaklar. Sonra ise çok daha kolay olacaktır.

Çocuğunuz belki biraz geriden gelecek.Ama bu dönemde çokta önemli değil. Her çocuk aynı zaman da öğrenmez zaten. Hiç kimse de bunu beklemez. Bazı çocuklar 1-2 göstermede öğrenirken bazıları 10 kere de , bazıları ise diğerlerinden aylar sonra öğrenebilir. Bu normaldir. Her çocuk farklıdır ve her çocuğun öğrenmek için bir zamanı vardır. Siz ne kadar çabalarsanız çabalayın o zaman gelmemişse siz boşuna kendinizi yıpratırsınız. Özellikle anneler bu konuda daha sabırsızdırlar. Çocukları defalarca tekrara ve çalıştırmaya rağmen başarılı olamıyorsa annelerden şu cümleleri sık sık duyabilirsiniz."Çıldırmak üzereyim. Sinirden kaç saattir ağlıyorum. Bu çocukta bir sorun var galiba…vb" Aslında bilseler ki çocuk zamanı geldiğinde okuyup yazacak ; eminim ki kendilerini bu kadar yıpratmazlardı. Sene sonu geldiğinde bir sınıftaki öğrencilerin en fazla 2 veya 3'ü okumaya geçemez. Bunlarda da ya dil problemi vardır, ya evde anne baba okuma yazma bilmiyordur ya da çocukta zihinsel bir problem vardır. Bunlardan ilk ikisi ileriki yıllarda okuma yazmaya geçebilir ama genellikle ilk yıl başarılı olamazlar çünkü daha fazla ilgi ve çalışma gerekir bu da okuldaki kısıtlı zamanda -evden de yardım almadığı için- pek mümkün değildir. Zihinsel bir problem varsa da profesyonel bir yardım almak .

Bazı çocuklarda verilen ses ve sözcükleri ezberliyorlar o zaman iş biraz zor tabi. Başta ezber olsa da mantığını kavratmak gerekiyor. Yoksa öğrendikleri her sözcüğü ezberlemek çok zor . Önce sesi tanıyacaklar, okuyacaklar; sonra yazacaklar ve en son da öğrenilen sesleri birleştirip okuyacaklar. Okuma yazma öğretiminde en önemli aşama öğrenilen sesleri birleştirmektir. Sesleri birleştirmeyi öğrenen çocuk okumayı başarır. Yazması içinde bol bol bakmadan yazma,dikte çalışması yapmak gerekir. Öğrenilen ses ve sözcükler tekrar tekrar okutulduktan sonra önce bakarak yazma çalışması ve en son olarak da bakmadan yazma çalışması mutlaka yaptırılmalıdır. Sesleri birleştirerek okuyan ve bakmadan yazabilen öğrenci artık okuma yazmayı başarmış demektir. Bundan sonra bol bol okuma yazma çalışması yaparak okumanın hızlandırılmasına çalışılmalıdır. Çocuklar okuma yazmayı yeni öğrendiklerinde tekrar yaptırmak çok önemlidir. Yeni öğrenilen bilgiler çok çabuk unutulabilmektedir. Zaman zaman velilerimiz çocuğum okuma yazmayı öğrendi diye okuma yaptırmayı ihmal edebiliyor. Bu durumda çocuklarda gerilemeler oluyor. Okuması hızlanmayabiliyor. Her gün düzenli olarak okuma yazma çalışması yaptırmayı unutmayın. Yoksa yaptığınız tüm çalışmalar boşa gidebilir. En baştan itibaren düzenli olarak okuma yazma çalışmasını ihmal etmeyin.

Okumaya geçen çocuklara bol bol tekerlemeler okutun. Bu dönemde çocuklar uzun yazılar okumaktan memnun olmazlar. Okudukları parçaları çok kısa olması önemlidir. Bunun için en uygun okuma materyalleri hem kısa hem de eğlenceli olan tekerlemeler, şiirler ve bilmecelerdir. Çocuklar bunları eğlenerek okur ve çok çabuk ezberlerler. Bu da okumalarını hızlandırmada önemlidir. Bu dönemde okunacak hikayeler de bol resimli, az yazılı ve büyük puntolu olmalıdır. Dil ve anlatımı da çocukların seviyesine uygun basit, anlaşılabilir olmalıdır. Okunan hikayeler mutlaka anlattırılarak çocuğun anlatım yeteneği de geliştirilmelidir. Bu arada kitaplardaki resimler de anlattırılmalı,kitapta yazanlarla ilgisi olup olmadığı sorulmalıdır.

Okuma yazma öğretiminde velilerimizin en çok dert yandığı konulardan bazıları da şunlar oluyor. "Çocuğum çok çabuk sıkılıyor?, Ders yapmak istemiyor? ,Ders yaparken çok zorlanıyor ve ağlıyor? Ne yapmalıyım?

Çocukları çok bunaltmamak gerekiyor aslında .
Bu dönemde çocuklar yaşları gereği en çok oyun oynamayı seviyorlar. Ama gerek okulda, gerekse evde okula başladıklarından itibaren o kadar çok dersle meşgul ediliyorlar ki bu onları çok sıkıyor. Düşünün okullar açılmadan 1 ay öncesine kadar diledikleri gibi oynayabiliyorlar, istedikleri gibi çizgi film izleyebiliyorlardı. Okullar açıldı ve çocuklar çok daha farklı bir dünyayla tanıştılar. Tabi bazı çocuklar anaokuluna gittikleri için daha kolay adapte olabilirler. Ama inanın onlar bile bocalıyorlar. Anaokulunda bol bol oyun oynuyor, şarkılar söylüyor, resim yapıyorlardı. Yeni bilgilerde öğreniyorlardı tabi ama bu 1. sınıftakinden daha farklıydı. Şimdi ise 1.sınıfa başladılar. Okuma yazma öğrenmeleri gerekiyor. Bu da çok kolay ve çok çabuk olacak bir iş değil. Büyük bir olay çocuğun yaşamında. Bu dönemde velilerimiz sabırlı olurlarsa ne yapmaları gerektiğini bilirlerse çok daha kolay atlatılabiliyor. Veliler çocuklarını tabi ki bu dönemde yalnız bırakmayacaklar. Ödevleri, çalışmaları beraber yapacaklar. Ancak bazı velilerimiz çocuğu çalıştırırken ille de öğreneceksin diye çocuğu zorlayabiliyorlar. Ama çocuk her gösterileni hemen öğrenemeyebilir. Ona zaman tanıyın. Bugün beraber çalıştınız ama hala öğrenemedi olsun yarın yine çalıştırırsınız. Yarın yine olmadı olsun öbür gün yine çalışmaya devam. O zaman öğrenene kadar çalıştırmaya devam ama kızmadan, bağırmadan elbet bir gün öğrenecek, demek ki zamanı gelmemiş diyerek...Çocuktaki çok ufak bir ilerlemeyi bile görerek "Aferin bak biraz daha dikkat edersen olacak. Biraz daha çalışırsak başaracaksın." gibi cümlelerle en ufak ilerlemeleri çocuğa göstererek onu heveslendirmek gerekiyor. Yoksa "Hala okuyamıyorsun. Sen hiç okuyamayacaksın." gibi sözler söylersek çocuk başarılı olamayacağını, ne yaparsa yapsın okuyamayacağını düşünür ki bu durumda çalışma isteği tamamen bitebilir. Onu güzel sözlerle ödüllendirmek; kızıp, bağırmaktan çok daha etkili bir yöntemdir. Çocuğun üstüne gereğinden fazla düşerek onu bunaltmak hiç doğru değil. Bu tür bir davranış faydadan çok zarar verir. Çocukların okuma yazmadan soğumalarına neden olur . Çocuklara ders yaparken sıkıldıklarında ara vermek gerekir. Uzun süre ders yaptırmak yanlış bir tutumdur. Kısa kısa aralar vererek çalışma yaptırmak çok daha iyidir. Aralarda da sevdiği, istediği bir şeyler yapmasına izin vermek gerekir. Çocuklara okuma yazma öğretirken oyunlardan da yararlanmak gerekiyor. Oyun şeklinde eğlenceli çalışmalar yaptırılabilir. Çocuklar okulda 6 dersin büyük çoğunluğunda okuma yazma çalışması yapıyorlar . Bir de eve geldiklerinde anneler başlıyor saatlerce ders çalıştırmaya. Çocuklarda sıkılıyorlar tabi ki. Kendinizi bir de onun yerine koyun ve düşünün durumlarını. Okuldan geldikten sonra biraz çocukları serbest bırakmak gerekiyor. Oyun oynamaya ve dinlenmeye yeterli zamanı verdikten sonra çalışmaya başlamalıdır. Ne zaman çalışma yapılacağına önceden çocukla beraber karar verilmelidir. Çocuk neyi ne zaman yapacağını bilmelidir. Bu şekilde çocuğa ders çalışma disiplini de kazandırılmalıdır. Böylece çocuk planlı ve programlı olmayı da öğrenir. Bu ileriki yıllarda da devam ettirilmelidir. Böyle bir tutum okul başarısını olumlu yönde etkileyecektir. Sizde sürekli "Ders çalış. Dersini yap." demek zorunda kalmazsınız. Bu durumda çocuk ne zaman ders çalışacağını bilir.

02 Ağustos,2012-Perşembe

BAŞARILI BİR SINAV NASIL OLUR?

Bu bölümde çeşitli araştırmalar, uygulamalar ve analizler sonucunda elde edilmiş sonuçlardan yola çıkarak geliştirilmiş ipuçlarını bulacaksınız.

1 - Bir bölüme başlamadan önce, o bölümü hızla gözden geçirin.
Başlayacağınız bölümü cevaplamadan önce 10 saniyenizi o bölümün yer aldığı sayfaları hızla gözden geçirmeye ayırırsanız, testin yapısındaki ve soru sayısındaki değişikliğe karşı uyanık olursunuz.

2 - Hız ve isabet arasında uygun bir denge kurun.
Çok hızlı çözüp hata yapmaktan ya da her soru üzerinde fazla zaman harcamaktan kaçınmaya çalışın.

3 - Bir soruda belli bir süre geçtiği halde çözüme ulaşamazsanız soruyu bırakın.
Bir soru üzerine makul bir zaman harcadığınız ve doğru olduğuna inandığınız bir çözüme ulaşamadığınız durumlarda, soruyu inat etmeden geçmelisiniz. Ancak bu "sorunun zor olduğunu hissettiğiniz anda bırakın" anlamına gelmez. Ayrıca herhangi bir soruyu üzerinde zaman harcamak gerektiği ya da karışık gözüktüğü için otomatik olarak atlamayın.

4 - Zihninizin dağılmasını önleyin. indirme sitesine girmeyin. Eğer bölümler arasında kısa bir dinlenme aralığı vermenize imkan varsa zihninizi programlı bir şekilde dinlendirin ve bu süreyi aşmayın:Bütün bir sınav süresince dikkatinizin hiç eksilmeden devam etmesi mümkün değildir. Zihnin yorgunluğunu hissettiğiniz zaman kaleminizi bırakın, gözlerinizi kapatın ve alnınızı, şakaklarınızı ovarak 15 saniye gibi bir süreyi zihninize ihtiyacı olduğu molayı vermek için kullanın. Böylece zihninizin dağıldığı süre içinde cevapladığınız soruları dikkatsizlikten yanlış yapmaktan kaçınmış olursunuz.

5 - Sorulan soruya cevap olamayacak seçenekleri eleyin.
İki seçeneğe indirdiğiniz soruları mutlaka yanıtlayın.

6 - Cevap kağıdında cevap kutucuklarını bütünüyle doldurarak, uygun boşlukları taşırmadan ve koyu olarak işaretleyin.
Cevap kağıdında makinenin yanlış okumasına sebep olacak her türlü işaretten kaçının. Her soru için sadece bir tek cevap işaretleyin.

7 - Cevaplarınızı cevap kağıdına gruplar halinde kodlayın.
Her soru için soru kitapçığından cevap kağıdına, cevap kağıdından soru kitapçığına gidip gelmek ciddi bir zaman kaybıdır. Ayrıca dikkatin yoğunlaşmasını kesen önemli bir engeldir. Bu nedenle grup grup kodlama yapmak daha yararlı olabilir. Kodlama süreleri zihninizi dinlendirmek için kullanacağınız bir dinlenme aralığı olarak da kullanılabilir.

8 - Özel bir kodlama sistemi geliştirerek soru kitapçığı üzerinde işaretleyiniz.
Örneğin;
Kesinlikle doğru olamayacak seçenekler
Tekrar gözden geçirilecek sorular
Boş bırakılan sorular

02 Ağustos,2012-Perşembe

BAŞARI İÇİN NASIL DERS ÇALIŞILIR?

İnsan hayatında şansın ve rastlantının büyük rol oynadığına inanan kişiler vardır. Oysa başarılı insanların, başarılarını şans veya rastlantıyla açıklamak, oldukça yüzeysel ve basit bir yaklaşımdır. Uzaktan şans veya rastlantı gibi görünen bir çok durumun arkasında, kişilerin çabası, özverisi ve problemi çözmek için gösterdikleri yaratıcılık yatmaktadır.

Sınavlara hazırlanmanın, programlı ve ciddi bir çalışma yanında, doğru yönlendirme ve rehberlik gerektirdiğini hepimiz biliyoruz.

Sınava hazırlıkta başarısızlık en çok nasıl öğrenileceğinin ve bilinçli olarak hazırlık sürecinin nasıl planlanacağının bilinmemesinden kaynaklanmaktadır.

DERS NASIL ÇALIŞILIR?

Beden dimdik, tetikte ve aktiftir. Saçma ve önemsiz şeyleri bir kenara bırakarak, düşüncenizi önemli konular üzerinde yoğunlaştırırsanız,

Öğrenci ders ayrımı yapmaz, "ayrımlar"ı anlamaya çalışırsanız,

Çalışmanızı, öğrendiklerinizi sindirmek için aralıklı olarak sürdürürseniz,

Düşüncenizi, sadece çalıştığınız ders ve konu üzerinde yoğunlaştırmaya gayret ederseniz,

Konuyu daha iyi kavramak amacıyla yardımcı unsurlardan (çizimler, şekiller) yararlanırsanız,

Konuyu bir bütünlük içerisinde kavramaya çalışırsanız,

Anlamları belirlemek için zaman zaman, çalıştığınız konulara dönüp bakarak pekiştirme yaparsanız, verimli ders çalışmış olursunuz.

Not tutmanın amacı, öğrenmenin en büyük düşmanı olan unutmayı önlemektir. Not, ders sırasında tutulduysa ilk tekrar, tutulan notların gözden geçirilmesi şeklinde olmalıdır. Daha sonraki tekrarlar, hiçbir yere bakmadan hatırda kalanların, başka bir sayfaya yazılması ve daha sonra esas notlarla karşılaştırılarak eksiklerin giderilmesi şeklinde olmalıdır.

Ders dinleme becerilerini geliştiren öğrenciler, not tutarak veya anlaşılmayan konuyu anında öğretmene sorarak, derse aktif şekilde katılırlar. "Eğer hayatınızda hiç başarısızlık yoksa, hiç risk almıyorsunuz demektir."

VERİMLİ ÇALIŞMAYI ENGELLEYEN TUZAKLAR

Gözlerinizi yapmadıklarınıza çevirmek,

Müzik eşliğinde çalışmak,

Zorlanılan derslerin dışlanması,

Aşırı kaygı (güvensizlik),

Yatarak (uzanarak) çalışmak,

Çalışma anında hayallere dalmak,

Uzayıp giden telefon konuşmaları,

Motivasyon noksanlığı, isteksizlik,

Günlük ayrıntılara boğulmak,

Çalışmayı tamamlamadan bırakmak,

Arkadaşlara "hayır" diyememek,

Televizyona takılıp kalmak, indirme sitesine girmek, Dersler, konular hakkında yetersiz bilgi sahibi olmak,

Düzenli tekrarlar yapmamak,

Plansız, programsız çalışmak,

Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak,

Zamanı denetleyememek,

Çevrenin beklentisinin yüksek olması,

Sınav bilgi ve tekniklerini yeterince bilememek,

Çalışma anında uygun dinlenme aralıklarını verememek,

Yanlışlardan ders alamamak, eksikleri giderememek.

Uyku sırasında hatırlama mekanizması daha az rahatsız edilmektedir. Öğrendiklerimizi, uykuda daha yavaş; uyanıkken daha hızlı unuturuz. Eğer bir konuyu kalıcı olarak öğrenmek istiyorsanız, uyumaya gitmeden önce küçük bir tekrar yapmanızda büyük fayda vardır.

02 Ağustos,2012-Perşembe

ÖĞR. ÖĞRETMENDEN BEKLENTİLERİ

Öğrencilerin öğretmen beklentileri konusunda yapılan değişik araştırmalar bulunmakta. Bu türden araştırmaların okullarda anket şeklinde yapılanları olduğu gibi akademik düzeyde bilimsel araştırma şeklinde de yapılanlar bulunmaktadır. Gerek öğrencilerimizle yaptığımız yüz yüze görüşmelerde olsun gerekse Avrupa ve ABD kaynaklı araştırmalarda olsun ön plana çıkan başlıkları özetlemek istiyorum.
Öğrencilerin öğretmen beklentileri denilince ilk sıralarda öğretmenin öğrenciye yaklaşım biçimi konusunda, güler yüzlü olması ve günaydın diyerek karşılaması gelmektedir. Tabiî ki bunun devamında da okuldan ayrılırken güler yüzlü bir şekilde iyi dileklerin iletilmesi beklenen davranışlar arasındadır.
Yine ön sıraya çıkan, öğrencilerin öğretmen beklentilerinden biride öğrenci-öğretmen ilişkilerinde saygıya dayalı ve göz temasının kurulduğu bir iletişim beklentisidir. Ayrıca kendilerine özel zaman ayrılması ve özel sorunları ile yakından ilgilenmesi beklentisi de dikkate değer.
Öğrenci-öğretmen ilişkisinde öğretmenin ufuk açıcı, yüreklendirici bir yaklaşımın yanında hayal dünyasını geliştirecek ev ödevleri vermesi de beklenen davranış biçimidir. Bu ifadeyi birkaç cümle ile açacak olursak verilen ödevlerin nasıl yapılacağını, kaynakların nerelerden bulunacağını da öğretmenlerin göstermesi gerekmektedir. Son zamanlarda verilen ödevlerin internet cafe çalışanlarınca yapıldığını göz önüne alırsak ödevlerin amaca hizmet etmesi için öğretmenlere bu konuda büyük görevler düşmektedir.
Öğretmen-öğrenci ilişkisinde özel zevkler, ilgiler, yetenekler konularında da öğrenciler konuşmak istiyorlar. Öğretmenin öğrenci ile ilgili merak ettiği hobileri, boş zaman etkinlikleri, özel zevkleri konularında yapılacak bir sohbet öğrencilerin kendilerini özel hissetmelerine yardımcı olacaktır.
Yabancı bir kaynakta gördüğüm ve beğendiğim bir öğrenci beklentiside defterine, çantasına ya da dolabına kendisini motive edecek ifadelerin bulunduğu küçük notlar alma beklentisidir.
Zaman zaman konu dışı olsada sorulacak sorulara cevap alma beklentiside dikkate değer. Ayrıca öğrenciler başarılı olacaklarına inanılmasını ve bu konuda kendilerinin yüreklendirilmesini de istiyorlar.
Yukarıda özetlemeye çalıştığım öğrencilerin, öğretmen beklentileri öğretmenler tarafından kısmen yada beklide tamamen yerine getirilmektedir. Bu konuda çalışmak isteyen, öğrenciler ile kolay ve sağlıklı iletişim içerisinde olmak isteyen öğretmenlerimiz için araştırmalara dayalı birkaç beklentiden söz ettim. Şüphesiz bu konuda çok daha başka beklentilerde bulunabilir.
Bir başka yazıda da öğretmenlerin öğrenci beklentilerinden söz etmek istiyorum. Başka bir yazıda görüşmek dileğiyle.

02 Ağustos,2012-Perşembe

DERS ÇALIŞMA ORTAMI NASIL OLUR?

Çalışma ortamının ders çalışmaya uygun olması çalışmayı daha verimli hale getirir. Her ne kadar herkese tam anlamıyla uygun bir çalışma ortam modeli geliştirilmemişse de çalışma odasının düzeni ve eşyaların durumunun dikkati etkilediği bilinmektedir. Bu sebeple çalışma ortamının bazı yapısal özellikleri olması kaçınılmazdır. Çalışılabilecek ortamlar; çalışma odası, çalışma köşesi, dershane derslikleri ve kütüphaneler olarak sıralanabilir. Dershane ve kütüphaneler çalışmak için uygun olarak düzenlenmiştir. Bizim üzerinde duracağımız noktalar çalışma odası ve çalışma köşesi ile ilgilidir.

İdeal olanı bir çalışma odasının bulunmasıdır. Ama mümkün değilse en azından evin bir köşesi ders çalışma alanı olarak düzenlenebilir. Çalışacağınız ortamı düzenlerken şu özelliklere dikkat ediniz.

1- Çalışma ortamında dikkati dağıtıcı afiş, poster, yazı, resim, TV, bilgisayar CD, müzik seti, telefon gibi uyarıcıların olmaması

2- Çalışma ortamının huzur veren, olumlu yönde etkileyen bir renkte olması

3- Aydınlatmanın gözü yormayacak ya da uyku getirmeyecek düzeyde olması

4- Çalışma ortamında dikkatinizi dağıtacak kişilerin olmaması

5- Odanızda bir saatin bulunması

6- Oda ısısının ne çok soğuk ne de çok sıcak olması

7- Çalışma ortamının ders dışı faaliyetlerde kullanılmaması

8- Çalışma masasının pencereden uzakta olması

9- Ders çalışılan masa ve sandalyenin sizi rahatsız etmeyecek ergonomik özelliklere sahip olması

10- Masanızda sadece çalıştığınız dersle ilgili araç ve gereçlerin bulunması

11- Çalışmaya başlamadan önce temel ihtiyaçların giderilmesi. Ders çalışma masasında mümkünse bir şey yenilip içilmemesi.

12- Odanın sık sık havalandırılması gerekmektedir

02 Ağustos,2012-Perşembe

SINIFTA MİZAH!!!

Okullar somurtkan binalara dönüştü. Öğrenciler kendi aralarında eğlenerek bu eksikliği gidermeye çalışıyor.
Eğitim ciddi iştir” diyerek okulları somurtkan binalara dönüştürdük. Öğrenciler kendi aralarında eğlenerek bu eksikliği gidermeye çalışıyorlar. Öğretmenler ise kahkahalarını öğretmen odalarına saklıyorlar.
Bir anı
Lise birinci sınıftaydım. Bir öğretmenimiz zil çaldıktan sonra koridor boyunca sınıfımıza doğru yürürken bir meslektaşıyla kahkahalar içinde sohbet ediyordu. Sınıfın kapısına geldiğinde, yüzündeki kahkaha ifadesi tümüyle gitmiş ve ciddiyet maskesini takmıştı. Unutamadığım bu davranışın nedeninin kontrolü kaybetme korkusu olabileceğini sonradan anlamıştım.
‘Öptüm türev’
Oysa dozunda mizahın standart başarı testlerinde dikkate değer yararlar sağladığını yüzlerce araştırma ortaya koymuş. Öğretmenler bu konuda çok yetenekli ve zengin fırsatlara sahipler. Örneğin bir öğretmenimiz, “Paralel kenar dikdörtgenin tokat yemiş halidir” derken bir başkası, limit-türev ilişkisi ile ilgili “Yaklaştım nefesini duydum limit, öptüm türev” diyerek derse ayrı bir tat katmaktadır. Biraz mizah herkesi rahatlatacaktır.
Sizden gelenler
ÖNEMLİ OLAN TÜRKÇE...
İlk defa 1. sınıf okutuyorum. Velilerim “Komşunun çocuğu okumayı öğrendi, benimki neden hâlâ öğrenemedi?” diyerek bana baskı kuruyorlar. Velilerimi nasıl yönlendirmeliyim acaba?
Okumak, ülkemizde sembolleri yani harfleri sese dönüştürmek olarak algılanıyor. Oysa okumak, okuduğunu anlamak ve anlam kurmaktır. Çocuklar okumaları konusunda acele ettirildiğinde problemin yöntemde ve materyalde değil de kendilerinde olduğunu zannetmektedir. Oysa birkaç ay daha baskı kurmadan geçse, anlayarak okumayı başarabilirler. Velilere, anlayarak okuma olmazsa, öğrencinin matematik problemlerini de yapamayacaklarını söylemeniz yeterli olabilir.
TEKNOLOJİ KORKUSU
Önümüzdeki yıllarda teknoloji kullanımı ve teknolojik araçlara ilişkin neler söylenebilir?
W. Bannis, abartılı bir şekilde “Geleceğin fabrikasında, bir adam ve bir köpek olmak üzere iki canlı çalışacak. Adamın görevi köpeği beslemek, köpeğin görevi adamın cihazlara dokunmasını engellemek olacak” diyor. Bu kadar olmasa da, teknolojiden korku bazen teknolojiyi dışlamaya neden olabilmektedir. “Eğer teknoloji bir öğretmenin önüne geçmişse, o öğretmen onu hak etmiştir” derler. Yetkin bir öğretmen buna izin vermez. İçerikle, işlenişle bütünleşmiş bir teknoloji her zaman güdülenmeyi arttırır. Elektronik tahtalar, kişisel cevap verme cihazları, tabletler ve iPad gibi araçlar yaygın ve deneme uygulamaları giderek artıyor. Ödev, proje, sınav vb. etkinliklerin bu araçlarla daha çok bütünleştiğini göreceğiz. Uzaktan öğrenmenin oranı artacak. Dünya tarihinde ilk kez bizim çağımızda çocuklar bazı konularda bizden daha çok şey biliyorlar. Teknoloji de bunlardan biri.Geri kalmak yok.

30 Temmuz,2012-Perşembe

AİLE Mİ, OKUL MU?

Yüzyıllardır süregelen her alandaki teknolojik ve kültürel birikimin 21. Yüzyıla aktarıldığı şu günlerde, eğitim alanında halen bir takım kısır döngülerden kurtulamamaktayız. Özellikle ilköğretim seviyesinde yer alan öğrencilerde gözlemlenen çeşitli uyum bozuklukları, davranış bozuklukları ve istenilen davranış kalıplarının yetersizliği gibi sorunların, hem eğitim ortamını hem de eğitimcilerimizi yıprattığı apaçık ortadadır. Bu noktada ister istemez aklımıza şu sorular geliyor;

Öğrencilerimizde gözlemlediğimiz bu olumsuz davranışların nedeni nelerdir?

Veliler ve biz öğretmenler için bazen kabus halini alan olumsuz öğrenci davranışlarından nasıl kurtulabiliriz?

Eğitim bilimcilerimiz ve bu konularda söz sahibi olan otoritelerimiz bu sorulara yanıt arayadursun, müsadenizle, tam bu noktada konu ile ilgili kişisel görüşümü sizlerle paylaşmak istiyorum.

Öğrencilerde gözlemlediğimiz uyum ve davranış bozuklukları (yalan söyleme, çalma, anti-sosyal kişilik, fobiler, şiddete eğilim, itaatsizlik, tırnak yeme gibi) ile beklenen düzeyde sosyal beceri azlığının nedenlerinin büyük oranda aileye dayandığı ortadadır. Çocuk ilk olarak ana-baba objesini tanımakta ve yakın çevrenin kültürel değerleri ile yoğurularak şekil almaktadır. İlköğretim çağına ulaşıp bizlerle yani eğitim camiası ile karşılaştığında, ailenin kültürel ve sosyal yapısı oranında, kullanacağım tabir uygun olursa, tezgahımızda hamur teşkil etmektedir. Sonuç olarak yanlış davranış kalıplarını kendisine benimseyebilir ve bunları normal olarak algılayabilir. Tüm bunlar ana babanın çocuğa uygun bir model olamayışı ve kendilerinde var olan yanlış düşünce ve davranış kalıplarını çocuğa aktarmasından kaynaklanabilmektedir. Tüm bu yanlışların ve istenmedik olayların önüne geçmek için çözümü şu anda değil, sorunun köklerinde yani geçmişte aramalıyız. Bu bağlamda sorunlu öğrenciler yetiştirmeye istemeyerek de olsa neden olan ailelerin yani temelde ana-babanın eğitimi günümüz şartlarında mecburiyet halini almıştır. Böylelikle yanlışlar daha oluşmadan çözümlenecek ve eğitim çağına taşınmayacaktır.

Bilinen bir örnek vardır, bisiklet binmesini bilmeyen biri ile yanlış bir biniş stiline sahip olan iki kişiyi ele alalım. Hangisine daha kolay bir biçimde bisiklet binmeyi öğretebilirsiniz? Evet, yanıtı siz de biliyorsunuz, tabi ki hiç binmeyi bilmeyen kişiye. Çünkü sadece doğruyu öğretirsiniz ve tek işlem yapmış olursunuz. Diğer durumda ise önce yanlış şekilde sürdürülen davranışı söndürmeli ve bunun yerine doğruyu öğretmelisiniz, yani iki işlem yapmalısınız. Biz öğretmenler olarak da, şu anki durumumuzun bahsettiğimiz örnekten pek bir farkı olmadığını düşünüyorum.

Her durumun belli ve gerekli bir takım kurallarının olması doğaldır. Bir bireyin otomobil kullanabilmesi için bu yeterliliğe sahip olduğunu simgeleyen sürücü ehliyeti gerekmektedir. Kaliteli ve istenilen değerlere sahip aile kurumlarının var olabilmesi için de, daha oluşum aşamasında bireylerden, yukarıdaki örneğe benzer bir takım yeterliliklerin aranması gerekmektedir.

Peki nedir istediğimiz?

Evlenmeyi kararlaştıran çiftlere daha aile kurumu oluşmadan gerekli eğitimin verilmesi amaçlı çalışmaları yürütecek eğitim kurumları yaygınlaştırılmalıdır. Verilen eğitim neticesinde bireylere sertifika verilmeli ve evlilik için gerekli belgeler arasında yer almalıdır. Dünyanın en zor mesleğini yapmaya soyunan bu insanlara, o mesleğin incelikleri ve püf noktaları hakkında bilinçlendirme eminim ki mevcut durumdan çok ama çok daha ileriye taşıyacaktır ailelerimizi. Yani bir nevi “olmazsa olmaz” düzeyinde konu hassasiyet ve önemle ele alınmalı, gerekli planlamalar yapılmalıdır. Çünkü ana-baba sorumluluğu o kadar da basit bir görev değildir. Verilecek eğitimin içeriğinde, eşler arası iletişimden tutun da çocuk eğitiminde temel olabilecek pek çok değerin bireylere kazandırılması amaçlanmalıdır. Bu eğitimler sayesinde gerek eşler arasında, gerekse ebeveynler ile çocuk arasında ileride yaşanabilecek muhtemel problemler en aza indirilebilecektir. Zaten günümüzde önleyici ve koruyucu eğilimlerin ne denli önemli ve gerekli olduğu yaşamın her alanında kabul edilen bir gerçek haline gelmiştir. Hastalanmadan sağlığın, yaşlanmadan gençliğin değerini bilmek kaçınılmaz bir gerçektir artık yaşamımızda. Günümüzde bu tip eğitim kurumları az da olsa faaliyet göstermektedir fakat toplumun geneline ulaşamamaktadır. Unutulmamalıdır ki bilinçli toplum bilinçli aileler ile teşkil edilir.

30 Temmuz,2012-Perşembe

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ SAYGI

İnsancı öğretmenin en önemli karakteristik özelliklerinden biri, her öğrenciyi insan oluşu nedeniyle başlı başına bir değer olarak görmek. Bu özellik kişiyi davranışlarından dolayı değerli görmeden çok, sadece onun bir insan olarak değerli görme tutumunu ifade eder. Yani hiçbir koşula bağlı olmayan, sadece insanı insana özgü nitelikleriyle kabullenebilmelidir. Saygı duyan kimse, saydığı insanın davranışlarını yönlendirmez. Ona kendi kendisini yaşama hakkı tanır. Bu saygı ona sahip olmadan ve onu kendi malı olarak görmeden sevebilmede yani bencil olmayan bir sevgiyi sunabilmedir.
Ögrencisinin davranışları kusurlu, noksan, kabul edilmez ve hatta hatalıda olabilir. Hatalı öğrenciyi bir insan olarak hatasız olan öğrenci kadar değerli bulma koşulsuz saygıyı ifade eder. Bu saygıyı veren kişinin karşısında-Ki kimseye yönelik bir sıcaklık içersinde verebilmesi de önemlidir. Böylesine bir saygıyı verebilme, öğretmenin kişiliğindeki sıcaklığa bağlıdır. Kuşkusuz her insan böyle bir niteliğe sahip olmayabilir. Bu soğukluk, bir öğretmenin başarısını bütün iyi niyeti ve çabasına rağmen gölgeler. Öte yandan bazı öğrencilerin öğretmenden gelen böylesine sıcak saygıyı algılamayabilir. Bu konuda sosyo-ekonomik düzeyi dezavantajlı olan öğrencilere karşı daha dikkatli davranmak gerekmektedir.
Öğrencisine saygı duyan bir öğretmenin öğrencisi tarafında sevilme ve beğenilme olasılığı fazladır. Sonuçta sevilen kişiyi taklit etme, onun davranışlarını model alma ve onun gibi davranma eğilimi artmaktadır. Böylece bir öğretmenin öğrenciye gösterdiği koşulsuz saygının olumlu etkisi öğrencide çift yönlü olumlu davranış değişikliğine neden olmaktadır. Bunlardan birincisi benlik saygısını yükseltici, diğeri de insan ilişkilerini düzenleyici olan, başkalarına saygı biçimine dönüşmektedir. Her ikisi birden kişinin hem kendine hem başkalarına güven duymasına ve kendini güvenli bir ortamda ve dost bir çevre içinde kendini kabul etmesine yardım etmektedir. Kendini güven içersinde bulan kimsenin yanlış yapma korkusu azalarak kendini ortaya koyabilmekte ve yeteneklerini sınıf etkileşimi içersinde daha rahat kullanabilmektedir.
Bir öğretmenin öğrencisine olan saygısı, öğrencileriyle olan sözel iletişimden, yüz ifadesinden, davranışlarından kolayca anlaşılabilmektedir. Bu saygının öğrenciye iletilmesinde, bir sınıfın günlük yaşamında sayısız fırsatlar ortaya çıkar. Eğer bir öğretmen öğrencilerinin adını öğrenemediyse ve öğrencilerinin her birine sınıfta aynı sıklıkla adlarıyla seslenemiyorsa böyle bir saygının varlığında hemen şüphe edilmelidir. Bu konuda
Sınıfa yeni gelen öğrencilerle akademik başarıları düşük olan öğrencilerin özel bir ilgi grubu oluşturdukları bilinmelidir. Öğretmenin bu öğrencilere karşı özel bir dikkat gösterebilmesinin ve onlarla sevgi ve saygı iletişi-Mine girebilmesinin sayısız olanakları vardır. Burada ayrıca yapay ve gösterişe kaçan bir ilginin öğretmenin kendi saygınlığına ilgi düşürdüğü gibi öğrencinin üzerinde de yanlış anlaşılacağı unutulmamalı. Bu ilgi, zorlama ve gösterişten uzak, doğal koşullarda sıcak ve içten olmalıdır.
Öğrencisine koşulsuz saygı gösterme, bazen onlara eşit davranma koşuluyla yan yana gitmeyebilir.Öğrenci kişiliğine bağlı olarak onları güdüleme yolları değişik olabilir .Örneğin içe dönük veya başarısız bir öğrencinin yanlışları düzeltilirken tutulan yol, başarılı veya dışa dönük bir öğrencinin yanlışları düzeltilirken tutulan yoldan daha farklı olabilmektedir.İkinci grupta gerektiğinde başarısız olduğu yönlere işaret edilebileceği halde, birinci grupta asla bu başvurmamak gerekir. Aslında duyarlı bir öğretmen başarıya yanlıştan daha fazla önem verir. Öğrencilerin eskiye kıyasla şimdi daha başarılı olduğu yönler fark edilmeli ve öğrenciler bundan haberdar edilmelidir. Bunu öğretmenin fark edişi bir pekiştirme yerine geçmektedir. Öğrenci ödevlerinde öğretmenin övücü ifade kullanmasının yanlışlara işaret etmesinden daha iyi sonuçlar verdiğini gösteren araştırma bulgularına ilave olarak, Purkey (1970) daha önce yapılmış araştırma bulgularına dayanarak bu övgünün bir genel ifade olmadan çok ödevin belli yönlerine bağlı olarak verilmesinin daha etkili olduğunu ifade etmektedir. Purkey gene yanlışları düzeltirken utandırıcı olmayan bir yolun izlenmesi gerektiği konusunda Combs ve Snygg’ın görüşlerini de açıklamakta ve onların benliğine olumlu bakabilmede, öğretmenin bazı uyumlu öğrenci davranışlarını veya başarılarını olumlu yönde pekiştirmesinin çok önemli olduğunu, bu nedenle öğretmenlerin yazılı ödevlerde yanlışları düzeltmeden daha çok belirli yönlere bağlı olarak bazı olumlu değerlendirmeler yapması gereği üzerinde önemle durduklarını ifade etmektedir.

Öğrenciye saygı, ona kibar ve nazik davranmayı gerektirir. Öğretmen öğrenci ilişkilerinde bir öğretmenin hatalı davranması doğaldır. Ama öğretmenin hatalarını fark edebilme duyarlılığına sahip olması yanında, böyle durumlarda karşısındakinden özür dileme alışkanlığı da geliştirmiş olması da özel bir önem taşır. Öğretmenin öğrencileriyle olan ilişkilerinde demokratik ölçüler içinde onların haklarını gözetmesi, onlara bağımsız davranma ve bağımsız karar verebilme hakkını tanıması, onlara göstereceği saygının önemli ölçütlerindendir. Bir öğretmenin kaba ve incitici davranmasının insan ilişkilerinde yeri olmadığını bilmesi gerektiği kadar, öğrencileriyle olan ilişkilerinde de bunlardan kaçınması zorunludur. Öğretmen, öğrencileri için, insan ilişkilerinde önemli bir öğrenme modelidir. Bu modelin yanlış olmaması gerekir.
Koşulsuz saygının en önemli bir yönü de insana güvenmedir. İnsana güven, öğretmen öğrenci ilişkilerinde onun yeteneklerine güvenme ve onun davranışlarında doğru olanı seçmeye eğilimli oluşuna inanmalıdır. Öğrenciye yeteneklerinin düzeyi ne olursa olsun, bu yetenekleri doğrultusunda ona başarma şansı yaratma bir fırsat eşitliği anlamında alınmalıdır. Bir öğretmenin bu konuda fırsatlar araması, öğrencisinin kendi fırsatları içinde başarabileceği zamanı kollaması ve onu bu fırsatı kullanma konusunda yüreklendirmesi ya da yardımcı olması gerekir. Belli davranış bozukluğu gösteren öğrenciye güvenme de onu daha iyi olmaya sevk edici olabilir. Daha önce de denildiği gibi öğretmen öğrenci için önemli bir kimsedir ve öğretmenin beklentileri olumsuz olduğu taktirde, öğrencide başarılı olma ya da davranışlarını düzeltme konusundaki sorunu büsbütün çıkmaza girebilir. Aksine sorunlu öğrenciye olan güveni inancı öğretmen kendisinde canlı tutmaya çalışmalı ve öğrencisiyle bu konuda olumlu iletişimde bulunabilmelidir. Öğretmen sorunlu sorunsuz öğrencilerin her biriyle sınıf akışında daha üst düzeyde tek tek bir ilişki içinde iletişimde bulunma fırsatı yaratabilmeli ve bu konuda öğrencilerini cesaretlendirmelidir. Belki öğretmenin böyle bir ilişkinin önemine inanmış olmakla birlikte zamanın yokluğu nedeniyle böyle bir ilişkiyi gerçekleştirmesi güç olabilir. Ama böyle bir zamanı yaratmada öğretmenin göstereceği özveri, öğrencinin kendi yanındaki değerinin vazgeçilmezliğini ifade eder. Böyle bir ilişki içerisinde öğrencisiyle daha rahat iletişim kurabilir.
Öğretmenin zaman zaman içinde bulunduğu kendi koşulları insan olarak onun da olumsuz duygular içine düşmesine neden olabilir. Pek çok aile ve meslek sorunları onun sınıftaki insancı davranışlarını engelleyebilir. Ancak öğretmen kendini iyi tanımalı ve insancı bir öğretmen, içinde bulunduğu olumsuz duygularını sınıfta devamlı bir yer değiştirme mekanizması olarak kullanma tuzağından kendini korumalıdır. Böyle tuzaklara bir öğretmen düşmemeye çalışmalıdır. Ama ne var ki bütün gayret ve çabasına rağmen onun da bazı bağışlanabilecek büyük yada küçük hataları olabilir. Yeter ki öğretmen hatalarını kabul edebilsin, kendini bağışlatabilecek girişimlerde bulunabilsin. Öğrencisi öğretmeninin sevdiği ve dost kabul ettiği ölçüde anlayacak, bu tutarsızlığından dolayı ona gücenmeyecektir. Hatta bu durumu, duyarlı bir öğretmenin öğrencisinin insan ilişkileri yönünden bir basamak daha ilerlemesi için fırsat olarak da kullanabilmesi mümkündür. İnsancı bir öğretmenin buna benzer sorunların üstesinden gelmesi daha kolaydır. Kuşkusuz bu iyimser tablodaki anlatım, öğretmenin insan ilişkilerinde duyarlı, kendini tanıyan ve davranışlarının başkaları üzerindeki etkilerini iyi bilen bir kimse olduğu sayıltısına dayanmaktadır. İnsan ilişkilerine, öğretmen yetiştiren kurumların gereken önemi vermesi ve bu yönde planlı ve programlı bir eğitim izleme zorunluluğu duyması hala ele alınmamış güncel bir sorun olarak önemini korumaktadır.
Öğretmen ne kadar insancı bir tutuma sahip olursa olsun veya insan ilişkilerinde ne kadar becerili bulunursa bulunsun gene de öğretmenin saygı duymadığı öğrencileri olabilir veya bir öğrenciyle sınıf içi ilişkileri dayanılmaz boyutlara ulaşabilir. O zaman öğrenciyi öğretmenin bu olumsuz duygularından koruma amacıyla başka bir öğretmenin sınıfına vermek daha uygun olabilir.

30 Temmuz,2012-Perşembe

BİZİ BİZ YAPAN SEÇİMLERİMİZ

ü Seçimleriniz yalnızca size aittir
ü Yaşamda başınıza pek çok şey gelebilir ama önemli olan sizin pek çok şeyin başına gelmenizdir.
ü Yaşamınızı kendi tercihlerinizle yaşamayı seçmek, sahip olabileceğiniz en büyük özgürlüktür.
ü KİMSİNİZ VE NE İSTİYORSUNUZ?
ü Yalnızca seçme hakkınızı kullandığınızda, değişme hakkınızı da kullanabilirsiniz.
ü Geçmişteki tercihlerimizi yaratan programlanışımızdı, geleceğimizin programlarını yaratacak olansa bugün yapacağımız seçimlerdir.
ü ‘’ Size yalnızca bir seçim hakkı verilseydi: Seçmek ya da seçmemek, Hangisini seçerdiniz?...
ü Kazara yaptığınız seçimler, planlayarak yaptığınız seçimler kadar önemlidir.
ü Başka bir insanın seçimi, sizin için düşüneceğiniz başka bir seçenekten daha öte bir şey değildir.
ü Bilinçli seçim ---- net sonuç
ü Seçimle sürülen yaşam kadar mükemmel bir yaşam yoktur.
ü Bir günde bin küçük seçim olabilir. Hepsi önemlidir.
ü Seçtiğiniz her ne ise hoşlansanız iyi olur. O sizin tercihinizdir.
ü Bir sorununuz olduğunda, bir seçim yapın... daha iyi hissedeceksiniz.
ü Geçmişteki seçimlerinizin ne olduğunu bilmek istiyorsanız, kendinize ve sürdüğünüz yaşama bakın. Gördükleriniz, yaptığınız seçimlerdir.
ü Yol boyunca daha fazla doğru seçim yapmış olsaydınız, yaşamda neleri başarabileceğinizi kim bilebilir...
ü Bazı insanlar yakınarak yaşamayı seçerler. Diğer insanlarsa yaşamayı seçer...
ü Neyi seçeceğinizi ve nasıl seçeceğinizi öğrenmek, alabileceğiniz en önemli eğitim olabilir...
ü Duygunun kızgınlığı içinde yaptığımız seçimler başka bir güne bırakıldığında çok daha iyi olacaklardır...
ü Zihninizin en sessiz fısıltılarını dinleyin; size en çok yardımcı olacak seçenekleri anlatıyorlar...
ü Yönümüzü belirleyen yaptığımız büyük seçimlerdir. Varacağımız noktaya bizi ulaştıran ise yaptığımız küçük seçimlerdir...
ü Geçen her günle seçenekleriniz gelip gidecektir. Onlar bir mücevher kutusunda, her biri keşfedilmeyi bekleyen elmaslar gibidir.
ü Sevgi- Başarı- Mutluluk bir seçimdir...
ü Başarmayı seçenler hiç seçmeyenlerden daima daha başarılı olurlar...
ü Cennetin en üst makamları kesinlikle orada olmayı seçmişlerle doludur...
ü Bir seçim yapmak için zaman ayırmak zorundaysanız ayırın...
BİZİ BİZ YAPAN SEÇİMLERİMİZ (II)
GÜCÜNÜ BELİRLE
Ben Güçlüyüm**Ben Güçlü Değilim
DÜRÜSTLÜĞÜNÜ BELİRLE
Ben Dürüstüm**Ben Dürüst Değilim
KENDİNE GÜVENİNİ BELİRLE
Kendime Güvenirim**Kendime Güvenmem
HEDEFİNİ VE YÖNÜNÜ BELİRLE
Hedefimi ve Yönümü Seçtim** Hedefimi ve Yönümü Seçmedim
lt;
BAŞKALARINI OLDUKLARI GİBİ
KABUL EDİP ETMEMEYE KARAR VER
Başkalarını Olduğu Gibi Kabul Ediyorum**
Başkalarını Olduğu Gibi Kabul Etmiyorum
KENDİ KARARLARINI KENDİN
VERİP VERMEMEYE KARAR VER
Kendi Kararlarımı Kendim Veriyorum**
Kendi Kararlarımı Kendim Vermiyorum
KENDİ EYLEMLERİNDEN
SORUMLU OLUP OLMAMAYA KARAR VER
Kendi Eylemlerimden Sorumluyum**Kendi Eylemlerimden Sorumlu Değilim
DOĞRUYU YANLIŞTAN AYIRIP AYIRMAMAYA KARAR VER
Doğruyu Yanlıştan Ayırmak İçin Daima Elimden Geleni Yapacağım**
Doğruyu Yanlıştan Ayırmamayı Seçiyorum
İNandIĞIN ŞEY UĞRUNA ÇALIŞIP ÇALIŞMAMAYA KARAR VER
İnandığım Şey Uğruna Daima Çalışmayı Seçiyorum**
İnandığım Şey Uğruna Çalışmamayı Seçiyorum
HATALARINDAN ÖĞRENİP ÖĞRENMEMEYE KARAR VER
Hatalarımdan Öğrenmeyi Seçiyorum**
Hatalarımdan Öğrenmemeyi Seçiyorum
SEVMEK VE SEVİLMEK KONUSUNDA KARAR VER
Sevmeyi ve Sevilmeyi Seçiyorum**
Sevmemeyi ve Sevilmemeyi Seçiyorum
YAŞAMIN HER DETAYI İÇİN SEÇME HAKKINI KULLANMAYI SEÇ
Seçim Yapmayı Seçiyorum**
Seçim Yapmamayı Seçiyorum

01 Temmuz,2012-Perşembe